bizleri çevrelemiş durumdaki duvarlarda gördüğümüz çatlaklar içimizi rahatlatmamalı...
18 Nisan 2013 Perşembe
1 Mart 2012 Perşembe
sığlıklar
Günler içerisinde gelen, elimizi kolumuzu bağlayan, sıkıntılar örgüsü; geçmişin mirası olan ve tamamıyla benlik yaratımlarının, benlik kaygılarının doğurduğu özel bazı durumların ilk meyveleridir.
Yönelimlerimiz doğrultusunda olmayan her nesnenin "kötü" ve "tehlikeli" olarak algılandığı bilinç alanımızda, böylesine nesnelerin bir yağmur gibi aşağıya inmesi bulandırır sığ benlik sularını...
Öylesine sığ ki, en küçük bir güneşi görse buharlaşıverir ve bulutlarla kaplandığında gökyüzü, güneş artık görülmediğinde tekrar yoğunlaşır ve çiseler kendi yatağına...
Öylesine sığ ki, bir damla taşırır onu yatağından...
Öylesine sığ ki....
Yönelimlerimiz doğrultusunda olmayan her nesnenin "kötü" ve "tehlikeli" olarak algılandığı bilinç alanımızda, böylesine nesnelerin bir yağmur gibi aşağıya inmesi bulandırır sığ benlik sularını...
Öylesine sığ ki, en küçük bir güneşi görse buharlaşıverir ve bulutlarla kaplandığında gökyüzü, güneş artık görülmediğinde tekrar yoğunlaşır ve çiseler kendi yatağına...
Öylesine sığ ki, bir damla taşırır onu yatağından...
Öylesine sığ ki....
9 Ocak 2012 Pazartesi
Elma Kurdu
.....
.....
Düşünülen belirlenmiş eylemleri sürdürebilme yeteneğinden yoksun gözüken bilinçlerin, aynı an içinde ve süregelen anlar içerisinde gözlemlendiğinde, "kişiliksiz" olarak nitelendirilmesi yanlış ve dar açılı bir yaklaşımdır.
Tabii olarak farklı anlar içindeki davranış ve tepkilerin tüm anlar için aynı olamayacağı açıktır. Sanırım bu herkes tarafından da kabul görür. Fakat çoğunluğun düşüncesi şudur ki; bu farklı anların birbirine eklenmesi ile oluşmuş yaşamları içinde insanlar bütünün büyük bir kısmında benzer hareketlerde bulunurlar. "Oturmuş bir kişilik" kavramı çoğu zaman bahsedilen düşünceyle doğar ve onsuz olmaz.
"Oturmuş bir kişilik" nedir? Kelimelerin gerçek anlamına ulaşmaya çalıştığımızda çok önem verdiğimiz ve kendimizde olduğunu sandığımız veya çoğu zaman olmasını istediğimiz bu niteliğin değeri ne olacaktır?
"K. oturmuş kişiliği ile 70 yıl yaşadı ve insanlar arasında her zaman saygın bir yeri vardı." cümlesini duymuş olsak ve K.'yı hiç tanımasak ne düşünürdük?
Birisi şöyle düşünebilir: K. yükselmiş bilincine rağmen davranış ve tepkilerini tevazu içinde en alçak seviyede tutabiliyordu (Yani oturmuştu (bireysel nitelik kazanımı)). İnsanlar arasında saygın bir yeri vardı (Yani insanlar arasında da bir yere oturmuştu (toplumsal nitelik kazanımı)).
Ama kaldı ki insanların onun için kendi aralarında açtıkları yer sadece bir potansiyeli de ifade ediyor olabilir. Çünkü K.'yı ben tanımıyorum ve insanların gözlemlerine güvenmiyorum. Bu yüzden de "İnsanlar arasında saygın bir yeri vardı." cümlesini değerlendirmekten uzak kalmam gerekir. Fakat cümlenin başında geçen ve K.'ya yüklenen "oturmuş kişilik" kavramı daha belirlenmiş bir olgu gibi görünmektedir. Bu yüzden de şöyle düşünürüm: "K. insanlar içinde saygın bir yere sahipti ama bu sahip olma durumunu hiç kullanmadı. Sahip olduğu yere oturmayı tercih etmedi ama sonuçta o yere sahipti. Onun tercihi daha çok kendi iç huzurunun tırmanmış olduğu yüksek bir dorukta dinlenebilmesini sağlamak için o yükseklikte oturmaktı. Ulaştığı yükseklik bilincinin ulaştığı yüksekliğin yanındaydı.
Böylesine iniş çıkışlı ve devinimli bir anlar dizisinin son noktası olan o huzura eriş ve sahip olunan yüksek bilincin o anki durumu ve süregelecek anlardaki sabit mutluluğa ermişlik pozisyonu "oturmuş kişilik" olarak görülmüşse ne mutlu o insanlara! Fakat oturmuş kişiliğin yaşamın çocukluktan sonra gelişmesi gereken bir parçanın ölüm noktasına kadarki değişmezliği kastediliyorsa gülerim o insanlara!
Sirkülerdir yaşam!
Çocukken duyduğumuz ama bilgisizce, bilinçsizce duyduğumuz huzur, uzun uğraşlardan ve sıkıntılardan sonra kazanabileceğimiz yüksek bilinç tarafından çoğu zaman yaşlılıkta ortaya çıkmaktadır. Peki öyleyse bu huzurla başlayıp huzurla bitmesi gereken döngümüz içinde bir sonuç ortaya çıkmıyor mu?
Sonuç oldukça açıktır...
Ya güneşin aldatıcı ışığı altında farklı bir ışık aramaktan uzak bir şekilde bilinçsizcesine yaşar ve hiçbir şeyin farkında olmadan cehaletin verdiği bir mutlulukla yaşamımızı noktalarız ya da başlangıç ve bitişte duyumsadığımız huzur arasındaki o gereksiz bölümü hayatımızdan çıkarırız.
Çoğu insan böyle bir düşüncenin çok kötü belki de aptalca olduğunu düşünecektir. Ama şu da var ki, bir elma kurdu için tek gerçek bir elmadır. Ben de zaten bu elma kurtlarına seslenmiyorum...
.....
Düşünülen belirlenmiş eylemleri sürdürebilme yeteneğinden yoksun gözüken bilinçlerin, aynı an içinde ve süregelen anlar içerisinde gözlemlendiğinde, "kişiliksiz" olarak nitelendirilmesi yanlış ve dar açılı bir yaklaşımdır.
Tabii olarak farklı anlar içindeki davranış ve tepkilerin tüm anlar için aynı olamayacağı açıktır. Sanırım bu herkes tarafından da kabul görür. Fakat çoğunluğun düşüncesi şudur ki; bu farklı anların birbirine eklenmesi ile oluşmuş yaşamları içinde insanlar bütünün büyük bir kısmında benzer hareketlerde bulunurlar. "Oturmuş bir kişilik" kavramı çoğu zaman bahsedilen düşünceyle doğar ve onsuz olmaz.
"Oturmuş bir kişilik" nedir? Kelimelerin gerçek anlamına ulaşmaya çalıştığımızda çok önem verdiğimiz ve kendimizde olduğunu sandığımız veya çoğu zaman olmasını istediğimiz bu niteliğin değeri ne olacaktır?
"K. oturmuş kişiliği ile 70 yıl yaşadı ve insanlar arasında her zaman saygın bir yeri vardı." cümlesini duymuş olsak ve K.'yı hiç tanımasak ne düşünürdük?
Birisi şöyle düşünebilir: K. yükselmiş bilincine rağmen davranış ve tepkilerini tevazu içinde en alçak seviyede tutabiliyordu (Yani oturmuştu (bireysel nitelik kazanımı)). İnsanlar arasında saygın bir yeri vardı (Yani insanlar arasında da bir yere oturmuştu (toplumsal nitelik kazanımı)).
Ama kaldı ki insanların onun için kendi aralarında açtıkları yer sadece bir potansiyeli de ifade ediyor olabilir. Çünkü K.'yı ben tanımıyorum ve insanların gözlemlerine güvenmiyorum. Bu yüzden de "İnsanlar arasında saygın bir yeri vardı." cümlesini değerlendirmekten uzak kalmam gerekir. Fakat cümlenin başında geçen ve K.'ya yüklenen "oturmuş kişilik" kavramı daha belirlenmiş bir olgu gibi görünmektedir. Bu yüzden de şöyle düşünürüm: "K. insanlar içinde saygın bir yere sahipti ama bu sahip olma durumunu hiç kullanmadı. Sahip olduğu yere oturmayı tercih etmedi ama sonuçta o yere sahipti. Onun tercihi daha çok kendi iç huzurunun tırmanmış olduğu yüksek bir dorukta dinlenebilmesini sağlamak için o yükseklikte oturmaktı. Ulaştığı yükseklik bilincinin ulaştığı yüksekliğin yanındaydı.
Böylesine iniş çıkışlı ve devinimli bir anlar dizisinin son noktası olan o huzura eriş ve sahip olunan yüksek bilincin o anki durumu ve süregelecek anlardaki sabit mutluluğa ermişlik pozisyonu "oturmuş kişilik" olarak görülmüşse ne mutlu o insanlara! Fakat oturmuş kişiliğin yaşamın çocukluktan sonra gelişmesi gereken bir parçanın ölüm noktasına kadarki değişmezliği kastediliyorsa gülerim o insanlara!
Sirkülerdir yaşam!
Çocukken duyduğumuz ama bilgisizce, bilinçsizce duyduğumuz huzur, uzun uğraşlardan ve sıkıntılardan sonra kazanabileceğimiz yüksek bilinç tarafından çoğu zaman yaşlılıkta ortaya çıkmaktadır. Peki öyleyse bu huzurla başlayıp huzurla bitmesi gereken döngümüz içinde bir sonuç ortaya çıkmıyor mu?
Sonuç oldukça açıktır...
Ya güneşin aldatıcı ışığı altında farklı bir ışık aramaktan uzak bir şekilde bilinçsizcesine yaşar ve hiçbir şeyin farkında olmadan cehaletin verdiği bir mutlulukla yaşamımızı noktalarız ya da başlangıç ve bitişte duyumsadığımız huzur arasındaki o gereksiz bölümü hayatımızdan çıkarırız.
Çoğu insan böyle bir düşüncenin çok kötü belki de aptalca olduğunu düşünecektir. Ama şu da var ki, bir elma kurdu için tek gerçek bir elmadır. Ben de zaten bu elma kurtlarına seslenmiyorum...
8 Ocak 2012 Pazar
bazen (bazı "an"lar)
....
....
....
düdük sesleriyle girdik tünele...
belki binlerce kere...
ama aynı tünel miydi?
aynı karanlık mıydı?
aynı ışık mıydı bekleyen bizi tünelin ucunda...?
nasıl emin olabiliriz
onbinlerce kez milyonlarca kez geçsek de bunun aynı tünel olduğuna...
nasıl emin olabiliriz
bizi karamsarlık ve kötülükle boyamaya hazırlanmış bekleyicilerin olmadığına,
tünelin içindeki karanlıklarda...
ama bazen karanlıklara koşarım...
....
....
....
....
düdük sesleriyle girdik tünele...
belki binlerce kere...
ama aynı tünel miydi?
aynı karanlık mıydı?
aynı ışık mıydı bekleyen bizi tünelin ucunda...?
nasıl emin olabiliriz
onbinlerce kez milyonlarca kez geçsek de bunun aynı tünel olduğuna...
nasıl emin olabiliriz
bizi karamsarlık ve kötülükle boyamaya hazırlanmış bekleyicilerin olmadığına,
tünelin içindeki karanlıklarda...
ama bazen karanlıklara koşarım...
....
....
27 Kasım 2011 Pazar
Omelas'ı bırakmak
Giderek koyulaşan, ağırlaşan, kararan kanımızı çekememektedir artık kalplerimiz
ve ruhlarımız uykuya yatırılmış halde sessizlikte daha güvende görünmektedir
ve "Omelas'ı bırakıp gitmek" gerekmektedir
ama bunu anlatabilmek
ve bunu anlayabilmek
an içerisinde mümkünlüğü giderek a z a l a n bir ihtimaldir...
ve ruhlarımız uykuya yatırılmış halde sessizlikte daha güvende görünmektedir
ve "Omelas'ı bırakıp gitmek" gerekmektedir
ama bunu anlatabilmek
ve bunu anlayabilmek
an içerisinde mümkünlüğü giderek a z a l a n bir ihtimaldir...
9 Kasım 2011 Çarşamba
sözcüklerin evrensel niteliği
Söylenebilecek herşey söylenmiştir
Ancak bu söylemler
Kendi zamanlarında olmadığından belki de
Etkileri kısıtlı kalmıştır
Kalmaktadır
Söylenebilecek herşey söylendi
Ama zamanlarında değildi
Her sözcüğün yeri
Her sözcüğün anlamı
Ancak bu söylemler
Kendi zamanlarında olmadığından belki de
Etkileri kısıtlı kalmıştır
Kalmaktadır
Söylenebilecek herşey söylendi
Ama zamanlarında değildi
Her sözcüğün yeri
Her sözcüğün anlamı
2 Kasım 2011 Çarşamba
hoşça-kalmak
Belki de, kaçınılmaz olarak maruz kalınan zaman olgusunun tüm yıpratmalarının izleri, hergün bakılan aynalarımızda hemen farkedilemediğinden dolayı, önemi çoğu "an" ımız içerisinde değersizleştirilmiş durumdadır. Böyle durumlara sahip bireyler, çoğu zaman geç kalınmış "an"lardan birinde; pişmanlık, hayal kırıklığı ve öfke gibi duygularla yüklü halleri daha çok taşıyacakları yollarındaki adımlarını sıklaştırmış olurlar. Bu uzayıp giden yolun her kıvrımı ruhlarına nasıl acılar verir ve onlar hangi bilinmez pınarlarda içlerindeki ateşi soğutmaya yeltenip öylece kalıverirler...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
